DOLANDIRICILIK SUÇUNUN TACİR VEYA ŞİRKET YÖNETİCİSİ OLAN YA DA ŞİRKET YÖNETİCİSİ ADINA HAREKET EDEN KİŞİLERİN TİCARİ FAALİYETLERİ SIRASINDA İŞLENMESİ
Dolandırıcılık suçu, Türk Ceza Kanunu’nun “Kişilere Karşı İşlenen Suçlar” başlıklı ikinci kısmının onuncu bölümünde yer alan “Malvarlığına Karşı İşlenen Suçlar” başlığı altında düzenlenmiştir. Dolandırıcılık suçu temel kanuni lafzı ile kategorize edildiğinde öncelikle hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olacak şekilde failin kendisine yahut başka birinin yararına fayda sağlaması olarak dercedilmiştir.
Dolandırıcılık suçuna karşı düzenlenen yaptırımlarda korunan hukuki yarar mağdurun malvarlığı olup suçun faili ve mağduru herkes olabilir. Ancak aşağıda değinileceği üzere mezkûr suçun nitelikli halleri özgü suç olarak nitelendirilecek şekilde tanzim edilmiştir. Basit dolandırıcılığı düzenleyen TCK madde 157 akabinde kanunda yer alan dolandırıcılığın nitelikli halleri ( TCK m.158), yalnızca bazı kişi ya da kişi gruplarına mahsus şekilde düzenleme ve yaptırıma tabi tutulmaktadır.
Suçun maddi unsurları yukarıda sayılmış olup, en önemli unsur failin hileli davranışlarıdır. Müstekar yüksek yargı kararları ve uygulamada görüleceği üzere hileli davranışların bulunmadığı durumlarda suçun maddi unsurlarının vücut bulmadığı bahsiyle kovuşturmaya yer olmadığı yahut beraat kararları verilmektedir. Hileli davranışlar tanımlanan suçun temel maddi unsuru olup, ayrıca bir tanesi işbu makalemizin konusu olan nitelikli hallerde ilave maddi unsurlar aranmakta, genel olarak mahsus suç şeklinde suç tanımının sübut bulabilmesi,tanıma özgü faillerce fiilin gerçekleştirilmesine direkt olarak bağlıdır. Dolandırıcılık suçu kasten işlenebilen bir suç olup, manevi unsurunun kast olması, özellikle temel maddi unsur olan hileli hareketler olgusunun felsefesiyle uygun bulunmaktadır. Zira failin, kast olmaksızın yahut ihmalen aktif hileli eylemler gerçekleştirmesi hayatın olağan akışına aykırıdır.
Türk Ceza Kanunu madde 157’de düzenlenmiş basit dolandırıcılık suçunun yaptırımı bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adlî para cezası iken madde 158’de yer alan nitelikli dolandırıcılık fiilinin yaptırımı iki yıldan yedi yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezasıdır. Ayrıca belirtmek gerekir ki dolandırıcılık suçunun hiçbir türü şikâyete tabi olmamakla birlikte, basit hali uzlaşmaya tâbi ve nitelikli hallerde CMK uzlaştırma hükümleri uygulanmamaktadır. Bu hususun istisnası Türk Ceza Kanunu madde 167’de yer alan, suçun bu madde hükmü kapsamında belirlenen yakın ve hısımlara karşı işlenmesi halidir. Bu durumda suçun hem basit hem de nitelikli hali, şikâyete bağlı hale gelmekte, dolayısıyla uzlaştırma hükümlerinin uygulanması da mümkün olmaktadır.
Dolandırıcılık suçunun tacir veya şirket yöneticisi olan ya da şirket yöneticisi adına hareket eden kişilerin ticari faaliyetleri sırasında işlenmesi hususu kanun koyucu tarafından dolandırıcılık suçunun nitelikli hali olarak düzenlenmiştir. Türk Ceza Kanunu madde 158/1.h uyarınca düzenlenen suça ilişkin kanun maddesi gerekçesinde , ticari faaliyeti meslek olarak icra eden kişilerin güvenilirliğini sağlamak amacıyla, dolandırıcılık suçunun tacir veya şirket yöneticisi olan ya da şirket adına hareket eden kişilerin ticari faaliyetleri sırasında; kooperatif yöneticilerinin kooperatifin faaliyeti kapsamında işlenmesi, bu suçun temel şekline nazaran daha ağır cezayı gerektiren bir nitelikli unsur olarak kabul edildiği ifadeleri yer almaktadır. Bu itibarla, toplum nezdinde ticari faaliyet yürüttüğü hasebiyle daha inanılası ve eylemlerinin sonucundan kişilerin bu yönüyle daha emin olabileceği hissi uyandırılması, madde metninde sayılan kişilerin hileli eylemlerle gerçekleştirdiği dolandırıcılık fiillerinin yaptırımının daha ağır olması ihtiyacını doğurduğu anlaşılmaktadır.
Öncelikle dikkat edilmesi gereken husus suçun ticari faaliyetler kapsamında işlenmesi gerekliliğidir. Tacirin ticari faaliyetleri kapsamında olmayacak şekilde hileli hareketlerde bulunması, suçun nitelikli haline değil, madde 157’de yer alan basit haline vücut verecektir. Failin tacir veya şirket yöneticisi olmasa da şirket adına hareket eden kişi olması yine desuçun nitelikli haline vücut verecektir. Failin aldatıcı davranışları, adına hareket ettiği şirketin ticari faaliyetleri sırasında işlemesi şarttır.
Failin tacir olup olmadığı ve adına hareket ettiği tüzel kişiliğin şirket olup olmadığı Türk Ticaret Kanunu’na göre belirlenmelidir. Bu nitelikli halin uygulanması için failin yararı ilgili şirket menfaatine sağlamış olması gerekmez. Önemli olan aldatıcı davranışların şirket faaliyetleri kapsamında gerçekleştirilmesidir. Örneğin 1618 sayılı Seyahat Acentaları ve Seyahat Acentaları Birliği Kanunu’na göre sehayat acentası işletme belgesi sahibi olan failin gerçekte olmayan seyahat ve tatil programları satarak kişileri dolandırması halinde bu nitelikli hal uygulanmalıdır.
“Tacir” kavramı TTK m.12 ve devamında düzenlenmiştir. Bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa, kendi adına işleten kişiye tacir denmektedir (TTK m. 12/ 1). Buna göre tacir sıfatını kazanabilmek için bir ticari işletmenin var olması ve bu işletmenin kısmen veya tamamen belli bir kişi adına işletilmesi gerekmektedir. Bir ticari işletmeyi kurup açtığını, sirküler, gazete, radyo, televizyon ve diğer ilan araçlarıyla halka bildirmiş veya işletmesini ticaret siciline tescil ettirerek durumu ilan etmiş olan kimse, fiilen işletmeye başlamamış olsa bile tacir sayılmaktadır (TTK m. 12/2). Yine, bir ticari işletme açmış gibi, ister kendi adına, ister adi bir şirket veya her ne suretle olursa olsun hukuken var sayılmayan diğer bir şirket adına ortak sıfatıyla işlemlerde bulunan kimse, iyi niyetli üçüncü kişilere karşı tacir gibi sorumlu olmaktadır (TTK m. 12/3). Bu hüküm bir ticari işletme gibi işlem yapan kişilerle hukuki ilişki kuran iyi niyetli kişileri korumakta; ticari işletme açmış gibi davranan kişinin dış görünümüne hukuki sonuçlar bağlamaktadır. Kişisel durumları ya da yaptığı işlerin niteliği nedeniyle yahut meslek ve görevleri dolayısıyla, kanundan veya bir yargı kararından doğan bir yasağa aykırı bir şekilde ya da başka bir kişinin veya resmî bir makamın iznine gerek olmasına rağmen izin veya onay almadan bir ticari işletmeyi işleten kişiler de tacir sayılmaktadırlar (TCK m. 14). Ticaret şirketleriyle, amacına varmak için ticari bir işletme işleten vakıflar, dernekler ve kendi kuruluş kanunları gereğince özel hukuk hükümlerine göre yönetilmek veya ticari şekilde işletilmek üzere devlet, il özel idaresi, belediye ve köy ile diğer kamu tüzel kişileri tarafından kurulan kurum ve kuruluşlar da tacir sayılmaktadırlar (TCK m.16/1).
Her ne kadar suçun nitelikli hali, unsurlarıyla tam olarak tanımlanış olsa da uygulamada çoğunlukla ticari faaliyet kapsamında yapılan sözleşmeler merkezli bir hizmet yahut malın tesliminin ifa edilmemesinden bahisle nitelikli dolandırıcılık suçlamasıyla soruşturma ve kovuşturmalar yapılmaktadır. Her vakıa özelinde değerlendirme yapmak gerekecek olsa da temel unsur olan hileli hareketin bulunmaması, suçlamanın edimin ifa edilmemesi sonucuyla hukuki ihtilaf sınırları içinde kalmış olmasına, akabinde bu yönlü takipsizlik ve beraat kararları çıkması sonucunu doğurmaktadır.
Av. Cihan BİRSEN
